Ruhun Gelgitlerinde Yol Bulmak: "Dalgalandım da Duruldum" Kitap İncelemesi
Dalgalandım
da Duruldum: Bipolar Bozukluğu İçeriden Anlatan Bir Duygudurum Rehberi
Psikiyatrist
Prof. Dr. Sibel Çakır’ın Dalgalandım da Duruldum: Duygudurum ve Bipolar
Bozukluğu Yönetme Rehberi adlı kitabı, Türkiye’de bipolar bozukluk
literatüründe nadir rastlanan bir boşluğu doldurur. Kitap, hem bu tanıyı alan
bireyler hem de yakınları için Türkiye’deki en kapsamlı ve empatik kaynaklardan
biri olarak öne çıkıyor. Bu kitap sadece tıbbi bir kaynak değil, aynı zamanda
ruhun en hırçın dönemlerinde sığınılabilecek bir liman niteliği taşıyor.
Bipolar
bozukluk, çoğu zaman sadece "iki uçlu bir hastalık" olarak tanımlanıp
geçilse de aslında içinde fırtınalar, derin sessizlikler ve karmaşık duygusal
döngüler barındıran, hem bireyi hem de çevresini içine alan devasa bir yaşam
biçimidir. Prof. Dr. Sibel Çakır, bu kitabıyla sadece klinik bir tablo çizerek
kalmıyor; aynı zamanda hastanın iç dünyasına ayna tutarken, bu zorlu yolculukta
sığınılabilecek limanları ve güvenli rotaları ve tedavi duraklarını gösteriyor.
Kitabın başlığı, Türk müziğinin o meşhur dizesine atıfta bulunarak, hastalığın
özündeki o dalgalanma halini naif ama gerçekçi bir şekilde özetliyor.
Bu eser,
bipolar bozukluğu ne romantize eden ne de yalnızca klinik bir soğuklukla ele
alan metinlerden biridir. Aksine, hem içerden bir tanıklık hem de bilinçli bir
psiko-eğitim metni olmayı başarır. Kitap, “hastalık” kavramını merkeze almaktan
ziyade, “yaşanan”ı merkeze koyar; teşhisin değil, insanın hikâyesini anlatır.
Bu
yönüyle Dalgalandım da Duruldum, yalnızca bipolar bireyler için değil;
yakınları, ruh sağlığı alanında çalışanlar ve hatta insan ruhunun
kırılganlıkları ile ilgilenen herkes için okunabilir bir metin hâline gelir.
Çakır, okuru yukarıdan bilgilendiren bir uzman sesiyle değil, yanına oturup
konuşan bir tanık sesiyle karşılar.
Dalgalar
ve Durulmalar: Metaforun Gücü
Kitabın
başlığında yer alan “dalgalanma” ve “durulma” metaforu, bipolar bozukluğun
doğasını son derece isabetli biçimde özetler. Bipolar bozukluk genellikle
yalnızca uç durumlar, mani ve depresyon, üzerinden tanımlanır. Oysa Çakır, asıl
meselenin bu iki uç arasında yaşanan geçişler, belirsizlikler ve kırılgan denge
hâlleri olduğunu gösterir. Dalgalar yalnızca yükselmez; bazen sessizce kabarır
bazen de fark edilmeden çekilir. Durulma ise mutlak bir iyileşme değil,
öğrenilmiş bir birlikte yaşama hâlidir.
Bu
yaklaşım, bipolar bozukluğu bir “yenilmesi gereken düşman” olmaktan çıkarır;
onunla sürdürülebilir bir ilişki kurmanın mümkün olduğunu ima eder. Kitap,
okuyucuya şunu fısıldar: Mesele fırtınayı tamamen yok etmek değil, denizde
kalmayı öğrenmektir.
Kitabın
Akademik Okuması
Psikiyatri
literatüründe bipolar bozukluk, DSM-5’te temel olarak Bipolar I ve Bipolar II
bozuklukları üzerinden tanımlanır; manik, hipomanik ve majör depresif
dönemlerin döngüsel seyri merkeze alınır. Ancak bu tanı çerçevesi, çoğu zaman
hastalığın öznel yaşantısını, duygulanımsal sürekliliğini ve kişilerarası
etkilerini ikincil plana iter. Dalgalandım da Duruldum, tam da bu
noktada tanısal sınıflandırmalar ile yaşantısal gerçeklik arasındaki
mesafeyi görünür kılarak, klinik bilginin eksik bıraktığı alanlara odaklanan
bir metin olarak değerlendirilebilir.
Sibel
Çakır’ın yaklaşımı, çağdaş psikiyatride kabul gören ve giderek önem kazanan
biyopsikososyal model ile büyük ölçüde örtüşmektedir. Bipolar bozukluk kitapta
yalnızca biyolojik yatkınlıklar, nörokimyasal dengesizlikler ve genetik
süreçler üzerinden ele alınmaz; stres, yaşam ritmi, ilişkisel örüntüler ve
bireyin hastalıkla kurduğu anlam ilişkisi de sürecin ayrılmaz parçaları olarak
sunulur. Bu yaklaşım, bozukluğun tek nedenli değil, çok boyutlu bir yapı
olduğunu vurgular.
Klinik
Bilgi ile Kişisel Deneyim Arasında Kurulan Denge: Empati
Kitabın
giriş bölümleri, bipolar bozukluğun biyolojik, genetik ve psikolojik
temellerini herkesin anlayabileceği, duru bir dille masaya yatırıyor. Sibel
Çakır, maniden depresyona, karmaşık dönemlerden hipomaniye kadar tüm süreçleri
tıbbi terminolojiye boğmadan ancak bilimsel doğruluktan da asla ödün vermeden
anlatıyor. Hasta olan okuyucular, sayfaları çevirdikçe "Neden böyle
hissediyorum?" veya "Neden bu kadar ani değişimler yaşıyorum?"
sorularına somut yanıtlar buluyor. Kitap, bu durumun bir irade zayıflığı ya da
karakter kusuru değil, doğru araçlarla yönetilmesi gereken bir sağlık tablosu
olduğunun altını kalın çizgilerle çizerek, hastanın zedelenen özsaygısını ve
kendine olan güvenini yeniden inşa etmesine katkı sağlıyor.
Eserin en
güçlü yanlarından biri, bilimsel bilgi ile kişisel deneyim arasında kurduğu
hassas dengedir. Psikiyatrik kavramlar, tanı süreçleri, duygu durum değişimleri
ve tetikleyiciler; kuru tanımlar hâlinde değil, yaşantı içinden örneklerle
aktarılır. Bu sayede kitap, DSM diliyle yazılmış bir el kitabına dönüşmez fakat
bilimsel ciddiyetini de kaybetmez.
Özellikle
duygudurum takibi, ilaç kullanımı, terapi süreci ve farkındalık pratikleri
üzerine yapılan anlatımlar, okuyucuya “ideal hasta” olma baskısı yüklemez.
Çakır, inişlerin ve çıkışların kaçınılmazlığını kabul ederken, öz-şefkati
merkezde tutar. Bu da kitabı moral verici ama sahte umutlar dağıtmayan bir
çizgide tutar.
Duygudurum
Düzenleme, Öz-Farkındalık ve Psiko-eğitim
Kitapta
sıkça vurgulanan duygu durum takibi ve erken sinyal farkındalığı, psikiyatri ve
klinik psikoloji literatüründe duygudurum düzenleme (emotion regulation) ve
psiko-eğitim başlıkları altında ele alınmaktadır. Özellikle bipolar bozuklukta,
farkındalık temelli yaklaşımlarda (mindfulness-based interventions) bireyin
kendi duygusal değişimlerini tanıması; nükslerin sıklığını ve şiddetini azaltan
önemli bir koruyucu faktör olarak kabul edilir.
Bu
bağlamda Çakır’ın anlatısı, bilişsel davranışçı terapinin (CBT) bipolar
bozuklukta kullanılan yapılandırılmış psiko-eğitim yaklaşımıyla paralellik
gösterir. Düşünce–duygu–davranış ilişkilerinin fark edilmesi, tetikleyicilerin
tanınması ve “her dalgalanmanın patolojik olmadığı” bilgisinin
içselleştirilmesi, kitapta açıkça terapötik bir çerçeveye oturur.
İlaç
Tedavisi, Tedaviye Uyum ve Öznel Deneyim
Bipolar
bozukluğun tedavisinde akademik literatüre göre duygu durum düzenleyiciler
(özellikle lityum, valproat, lamictal gibi) ve antipsikotikler (olanzapin,
ketiapin, aripiprazol) kanıta dayalı tedavinin temel taşlarıdır. Ancak
literatürde tedaviye uyum (treatment adherence) çoğu zaman “İlaç kullanıp
kullanmama” ikilemine indirgenir. Yani tamamen farmakolojik bir mesele olarak
ele alınır. Ancak Sibel Çakır’ın kitabında da vurguladığı gibi tedaviye uyum
yalnızca farmakolojik bir mesele değildir; bireyin ilaçla kurduğu duygusal
ilişki, yan etkilere verdiği anlam ve “hasta kimliği” ile baş etme biçimi
tedavinin seyrini doğrudan etkiler. Bu süreci anlamlandırma süreci olarak
ortaya koyar.
Dalgalandım
da Duruldum, bu noktada tedaviye
uyumu salt disiplin veya irade meselesi olarak ele almaz. Aksine, tedaviyi
bireyin öznel anlam dünyası içinde değerlendiren bir perspektif sunar. Bu
yaklaşım, çağdaş psikiyatride kabul gören ve giderek önem kazanan paylaşılan
karar verme (shared decision-making) modeline uygundur
Kitabın
en dikkat çekici ve ayırt edici yanı, iyileşme sürecini sadece ilaç kullanımına
indirgemeyip "yaşam tarzı yönetimi"ni merkeze yerleştirmesidir.
Çakır, uyku düzeninin biyolojik saat üzerindeki hayati öneminden, alkol ve
madde kullanımının beyin kimyasındaki yıkıcı etkilerine; beslenme
alışkanlıklarından egzersizin doğal bir duygudurum dengeleyici (stabilizör)
olarak kullanılmasına kadar geniş bir yelpaze sunuyor. Yazar, okuyucuyu pasif
bir hasta rolünden çıkarıp, kendi tedavisinin bilinçli ve aktif bir
"yöneticisi" konumuna getiriyor. Kitapta sunulan pratik öz-izleme
çizelgeleri ve günlük öneriler, teorik bilgiyi hayatın içine entegre eden
gerçek birer yaşam rehberine dönüşüyor.
Damgalama,
İçselleştirilmiş Stigma ve Kimlik: Utançla Hesaplaşma
Ruhsal
hastalıklar ve sosyal psikoloji bağlamında damgalama (stigma), yalnızca
toplumsal bir sorun değil; klinik sonuçları doğrudan etkileyen ve ruhsal
hastalıkların seyrini ağırlaştıran temel faktörlerden biri olarak ele
alınmaktadır. Çakır’ın metni, özellikle içselleştirilmiş stigma kavramını somut
örneklerle görünür kılar.
İçselleştirilmiş
stigma, bireyin kendisini hastalığı üzerinden tanımlamasına ve öz-değerinin
zedelenmesine yol açabilir. Bu yalnızca özgüveni değil, tedavi motivasyonunu da
zedeler.
Çakır’ın
anlatısı, bu içselleştirilmiş damgalamayı görünür kılarak, bipolar bozukluğun
biyolojik ve bireysel bir mesele olduğu kadar toplumsal bir deneyim olduğunu da
ortaya koyar. Bu yaklaşım, Erving Goffman’ın damgalama kuramıyla örtüşen bir
çizgide okunabilir; hastalık, yalnızca tıbbi bir durum değil, aynı zamanda
toplumsal olarak yüklenen bir kimliktir. Çakır’ın anlatısı, bu kimliğin reddi
ya da bastırılması yerine, yeniden tanımlanması gerektiğini ima eder.
“Dengesiz”, “abartılı”, “tehlikeli” gibi etiketlerin bireyin benlik algısında
nasıl derin yaralar açtığı, sade ama sarsıcı bir dille anlatılır. Çakır,
bipolar bozukluğun çoğu zaman semptomlardan çok, toplumun tepkileriyle
ağırlaştığını gösterir. Bu bağlamda eser, yalnızca bir ruh sağlığı kitabı değil,
aynı zamanda bir damgalama eleştirisidir. Sessiz kalmaya zorlanan, duygularını
bastırması beklenen bireyin iç dünyası görünür kılınır. Okur, kitabı
bitirdiğinde bipolar bozukluğu “anlamış” değilse bile, ona daha dikkatli ve
daha saygılı bakmayı öğrenir.
Dolayısıyla
söylenebilir ki kitabın en kıymetli hedeflerinden biri de "stigma"
yani toplumsal damgalanmanın kırılmasıdır. Toplumdaki "istikrarsız",
“deli” ya da "tehlikeli" gibi haksız ve sığ etiketler, birçok bireyin
tedaviye başvurmasını ve erişmesini geciktiren en büyük engeldir. Sibel Çakır,
profesyonel ama bir o kadar da şefkatli üslubuyla bu önyargıları tek tek
yıkıyor. Yazara göre, doğru tedavi kombinasyonu ve bilinçli bir yaşam
disipliniyle bipolar bireyler; yaratıcı, üretken, sevgi dolu ve son derece
başarılı bir ömür sürebilirler. Kitap, "Bu dalgalarla nasıl başa
çıkılır?" sorusuna umut dolu, samimi ve ayakları yere basan bir çözüm
sunarak okuyucuya veda ediyor.
Yönetmek:
Kontrol Değil, İlişki Kurmak
Kitabın
“yönetme” kavramına yaklaşımı da dikkat çekicidir. Yönetmek, burada baskılamak
ya da kontrol altına almak anlamına gelmez. Aksine, duygudurumla sürdürülebilir
bir ilişki kurmak; sinyalleri tanımak, sınırları fark etmek ve gerektiğinde
yardım istemeyi öğrenmek olarak ele alınır.
Bu
yaklaşım, özellikle bipolar bozukluğu olan bireylerde sık görülen “her şeyi tek
başıma halletmeliyim” düşüncesine karşı güçlü bir karşı duruş sunar. Çakır,
kırılganlığın zayıflık değil; farkındalık olduğunu hatırlatır.
Yakınlar
İçin Bir Pusula ve Ortak Dil
Bipolar
bozukluk, doğası gereği sadece bireyi değil, bireyin yakın ve sosyal çevresini
de bu dalgalanmaların içine çeken bir yapıya sahiptir. Prof. Dr. Sibel Çakır,
bu noktada hasta yakınlarının hissettiği çaresizlik, suçluluk, öfke ve
tükenmişlik duygularını görmezden gelmiyor. Aile üyelerinin ve arkadaşların,
sevdikleri kişiye kriz anlarında nasıl bir tutumla yaklaşmaları gerektiği,
hangi davranışların destekleyici, hangilerinin ise tetikleyici olabileceği
konusunda çok kıymetli ve tecrübeye dayalı tavsiyelerde bulunuyor. En önemlisi
de bakım veren kişilerin kendi ruh sağlıklarını nasıl koruyacakları üzerine
sunduğu stratejiler, ev ortamında huzurun ve anlayışın yeniden tesis edilmesi
için sağlam bir köprü kuruyor.
Edebi ve
Duygusal Ton
Dil
açısından bakıldığında Dalgalandım da Duruldum, sade ama derin bir
anlatıma sahiptir. Ne akademik bir soğukluğa ne de aşırı duygusal bir
dramatizasyona kaçılır. Metin, zaman zaman iç monologlara yaklaşan bir
samimiyet taşır; bu da okuyucuyla güçlü bir bağ kurulmasını sağlar. Özellikle
bipolar deneyimi olan okurlar için kitap, “ben yalnız değilim” hissini
güçlendiren bir aynaya dönüşür.
Akademik
Değerlendirme ve Sonuç
Akademik
açıdan değerlendirildiğinde Dalgalandım da Duruldum, deneysel bir
araştırma metni değildir ancak niteliksel bir öznel anlatı (veri) olarak önemli
bir yere sahiptir. Özellikle ruh sağlığı alanında çalışanlar için bu tür
metinler, klinik bilginin insani boyutunu tamamlayan ve hatırlatan, empatiyi
güçlendiren kaynaklar olarak değerlidir. Kitap, kanıta dayalı psikiyatrik bilgi
ile yaşantıya dayalı bilgiyi karşı karşıya getirmek yerine, bu iki alan
arasında bir köprü kurar.
Dalgalandım
da Duruldum, bipolar bozukluğu
anlatan bir rehber olmanın ötesinde, ruhsal dalgalanmalarla yaşayan insanlara
yazılmış bir dayanışma metnidir. Çözüm vaat etmez ama yol arkadaşlığı sunar.
Öğüt vermez, deneyim paylaşır. Normalleştirmez, insanileştirir.
Bu kitap,
bipolar bozuklukla yaşayan bireyler için olduğu kadar, onların yanında yürümeye
çalışan herkes için de önemli bir kaynaktır. Sibel Çakır’ın metni, duygudurum
bozukluklarına dair konuşmanın hâlâ zor olduğu bir kültürel bağlamda, cesur ve
şefkatli bir söz üretir. Ve belki de en kıymetlisi, şunu hissettirir:
Dalgalanmak bir kusur değil; durulmayı öğrenmek ise mümkün.
Son
olarak, eğer siz de duygularınızın hırçın dalgalarıyla boğuşuyorsanız veya bir
yakınınızın bu denizde boğulmasına engel olmak istiyorsanız, Prof. Dr. Sibel
Çakır’ın bu rehberi başucunuzda durmalı. Bilgi, anlayış ve doğru stratejilerle
o dalgaların nasıl durulacağını öğrenebilirsiniz.

