KURT KANUNU: DEVRİMİN GÖLGESİNDE İKTİDAR, İHANET VE TARİHİN YENİDEN YAZIMI
GİRİŞ: KEMAL TAHİR’İN TARİHLE HESAPLAŞMASI
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu (1969) adlı eseri, Türk
edebiyatında "yakın tarihle hesaplaşma" geleneğinin en sert ve en
tartışmalı köşe taşlarından biridir. Roman, 1926 yılındaki İzmir Suikastı
girişimi etrafında şekillenirken, Cumhuriyet’in kuruluş kadroları arasındaki
tasfiyeyi ve iktidarın el değiştirmesini "kurda kurt gerek"
felsefesiyle ele alır. Suikastın kendisi romanda bir olaydan çok bir araç,
hatta bir bahane işlevi görür. Asıl mesele, devrim sonrası iktidarın kendi
meşruiyetini nasıl kurduğu, eski kadroları nasıl tasfiye ettiği ve “muhalefet”
kavramının nasıl kriminalize edildiğidir. Kemal Tahir, resmi tarihin “hainler
ve kahramanlar” ikiliğini parçalayarak, iktidarın kendi sürekliliğini sağlamak
için yarattığı hukuki ve ahlaki olağanüstülük halini ifşa etmeye çalışır. Bu
bağlamda roman, Atatürk’ü doğrudan hedef alan bir polemik metni olmaktan
ziyade, Atatürk etrafında kurulan iktidar mitolojisini sorgulayan bir yapıttır.
Tahir’in eleştirisi kişisel değil; yapısal, tarihsel ve sınıfsaldır. Bu roman,
Kemal Tahir’in yalnızca bir tarihsel romanı değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in
kuruluş anlatısıyla yürüttüğü ideolojik ve epistemolojik bir
hesaplaşmadır.
- Edebi Kurtlukta
Düşeni Yemek Kanundur
1926
İzmir Suikastı girişimi, Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı kırılma
noktalarından biridir. Resmi anlatıya göre, Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik bu
girişim, genç Cumhuriyet’i yıkmaya çalışan gerici ve intikamcı unsurların son
hamlesidir. Bu anlatı, suikastı mutlak bir “ihanet” kategorisine yerleştirir ve
sonrasında gelen İstiklal Mahkemeleri, idamlar ve siyasi tasfiyeleri
meşrulaştırır.
Kemal
Tahir ise romanda bu resmi anlatının altını oyacak sorular sorar:
- Suikast girişimi
gerçekten merkezî ve örgütlü müydü, yoksa dağınık, etkisiz ve kolayca
bastırılabilecek bir teşebbüs müydü?
- Girişimin ardından
uygulanan cezalar, suikastın ağırlığıyla orantılı mıydı?
- Eski İttihatçılar
neden sistematik biçimde hedef alındı?
Romanın
ima ettiği cevap nettir: İzmir Suikastı, iktidarın kendi iç düşmanını
tanımlamak ve tasfiye etmek için kullandığı bir eşik olaydır. Bu yönüyle Kurt
Kanunu, Takrir-i Sükûn rejiminin hukuki değil, siyasal bir zor aygıtı
olarak işlediğini öne sürer.
Kemal
Tahir, romanını bir "iç hesaplaşma" üzerine kurar. İsim, temel
felsefesini özetler: İktidar kavgası serttir ve zayıf olan elenmeye mahkumdur.
- İttihatçı Miras ve
Tasfiye: Romanın ana karakterleri (Kara Kemal, Abdülkerim Bey vb.), Milli
Mücadele’yi örgütleyen ancak Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte "yeni
merkez" tarafından dışlanan İttihatçılardır.
- İktidarın Meşruiyeti:
Tahir, Cumhuriyet’in ilanını bir halk devriminden ziyade, bir grup
seçkinin (Ankara kadrosu) diğer bir grup seçkini (İstanbul ve İttihatçı
kadro) devre dışı bırakma süreci
- olarak okur.
2. Atatürk İmgesi: Merkezde Olmayan Ama Her Yerde Olan Figür
Romanın
en çarpıcı yönlerinden biri, Atatürk’ün anlatı içinde doğrudan sahnede yer
almaması, ancak her kararın, her korkunun ve her hesaplaşmanın merkezinde
bulunmasıdır. Atatürk, doğrudan bir karakter olarak sahnede az görünse de, her
an hissedilen bir "gölge" ve "karar verici" güçtür. Bu,
Kemal Tahir’in bilinçli bir tercihi olarak okunmalıdır. Atatürk, romanda bir
insan karakterinden çok, devletin yeni metafiziği hâline gelmiştir. Bu noktada
romandaki Atatürk imgesi, resmi tarihteki “kurtarıcı baba” figüründen ayrılır.
Tahir, Atatürk’ü; mutlak doğruların sahibi, tarihin doğal yönünün temsilcisi ve
muhalefetin meşruiyetini baştan reddeden bir kurucu iktidar odağı olarak
kodlayan devlet aklını sorgular. Roman, “Paşa’ya karşı olmak” ile “devlete
karşı olmak” arasındaki farkın bilinçli biçimde ortadan kaldırıldığını ima
eder. Burada söz konusu olan eleştiri, Atatürk’ün kişisel niteliklerine değil,
onun etrafında kurulan dokunulmaz siyasal alanadır. Muhalif pencereden
bakıldığında ise Tahir’in metni şu 3 eleştiriyi fısıldar.
A.
Otoriterleşme ve Tek Seslilik
Romanda
Gazi Paşa, eski yol arkadaşlarını (Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi) birer
birer saf dışı bırakan, mutlak iktidarı hedefleyen pragmatik bir lider olarak
resmedilir. Muhalif bakış açısına göre; Milli Mücadele "ortak" bir
zaferken, Cumhuriyet süreci bu zaferin "tekilleştirilmesi" ve diğer
paydaşların hain ilan edilmesi sürecidir.
B.
"İnkılap" Değil "Darbe" Algısı
Kitapta,
yapılan devrimlerin halkın içinden gelmediği, aksine yukarıdan aşağıya ve
baskıcı bir yöntemle dayatıldığı iması vardır. Suikast davası vesilesiyle,
sadece suikastçılar değil, fikri muhalefet yapan herkesin "temizlik"
kapsamına alınması, rejimin demokratik meşruiyetine yöneltilen bir eleştiridir.
C. Vefa
ve İktidar Çatışması
Atatürk’ün,
İttihat ve Terakki’nin teşkilatçı gücünü (özellikle Kara Kemal’in iaşe ağını)
kullanarak Milli Mücadele’yi kazandığı, ancak zaferden sonra bu gücü kendisine
rakip gördüğü için yok ettiği savunulur. Bu, "devrimin kendi evlatlarını
yemesi" klişesinin Türk tarihindeki en somut yansımasıdır.
3. İttihatçılar ve “Eski
Kadro”: Devrimin Yetimleri
Romanın
merkezindeki karakterler Kara Kemal, Abdülkerim, eski İttihatçı çevreler resmi
tarihte çoğunlukla “geçmişin karanlık kalıntıları” olarak sunulur. Kemal Tahir
ise bu figürleri ne aklar ne de şeytanlaştırır. Onları tarihin dışına itilmiş,
devrim tarafından yetim bırakılmış kadrolar olarak resmeder. Bu karakterler
için asıl trajedi, iktidarı kaybetmeleri değil; tarihsizleştirilmeleridir.
Cumhuriyet anlatısı, bu insanları yalnızca suçlu ya da hain olarak
kodladığında, onların tarihsel rollerini ve çelişkilerini görünmez kılar.
Tahir, burada şunu ima eder: “Devrimler yalnızca yeni bir düzen kurmaz, aynı
zamanda eskiyi anlamsızlaştırarak yok eder.” Bu, romanın en sert ideolojik
iddialarından biridir. Romanda ciddi bir İttihatçılık ve Ankara çatışması da görülmektedir.
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu’nda işlediği bu çatışma, aslında Türk siyasi
tarihinin "ana yazılımı"dır. Bugün bile yaşadığımız pek çok siyasi
gerilimin kökeninde bu iki damarın kavgası yatar.
A.
"Devlet Aklı" vs. "Siyasi Muhalefet"
Romanda
Ankara, "devletin bekası" için her türlü sertliği mübah gören bir
yapıdadır. Günümüzde de ne zaman bir siyasi kriz yaşansa, iktidarların
"beka" söylemine sarılması ve muhalefeti "dış güçlerin
maşası" veya "suikastçı" (hain) olarak yaftalaması, 1926
modelinin bir mirasıdır.
B. Kadro
Tasfiyeleri ve "Yandaş" Ekonomisi
Kara
Kemal’in kurduğu "milli iktisat" ağının Ankara tarafından ele
geçirilmesi, Türkiye’deki sermaye el değiştirme geleneğinin ilk büyük
örneğidir. Bugün de siyasi iktidarların değişmesiyle beraber bürokrasinin ve
sermayenin "topyekûn" tasfiye edilmesi, Kurt Kanunu’ndaki o
acımasız devretme pratiğinin devamıdır.
C.
Teşkilatçılık Geleneği
İttihatçıların
o gizli, yeraltı örgütçülüğü ve "feda" kültürü, bugün Türkiye’deki
hem sağ hem sol fraksiyonların içinde hâlâ yaşar. Devletin içine sızma, paralel
yapılar oluşturma veya "derin devlet" tartışmaları, aslında
İttihatçıların Ankara ile olan o bitmeyen kavgasının modern versiyonlarıdır.
4. Hukuk, Şiddet ve “Kurt
Kanunu” Metaforu
Romanın
başlığındaki “kurt kanunu”, Hobbesçu bir doğa durumunu çağrıştırır: güçlü
olanın hayatta kaldığı, hukukun askıya alındığı bir düzen. Kemal Tahir’e göre
devrim sonrası Türkiye, görünürde hukuki bir cumhuriyet olsa da, özünde olağanüstü
hâl mantığıyla yönetilen bir geçiş rejimidir. İstiklal Mahkemeleri romanda,
adalet dağıtan kurumlar değil; siyasal kararları hukuki dile çeviren aygıtlar
olarak resmedilir. Suç bireysel değildir; “tehlikeli olma ihtimali” yeterlidir.
Bu durum, Atatürk dönemini kutsayan anlatılara doğrudan bir meydan okumadır.
Resmi
Tarihle Karşılaştırma: Anlatının Kırıldığı Yer
|
Resmi
Tarih |
Kemal
Tahir’in Yorumu |
|
Suikast
= Mutlak ihanet |
Suikast
= Siyasal tasfiye fırsatı |
|
Atatürk
= Tarihin zorunlu yönü |
Atatürk
= İktidarın merkezî simgesi |
|
İttihatçılar
= Gerici unsurlar |
İttihatçılar
= Dışlanan eski elit |
|
İstiklal
Mahkemeleri = Adalet |
İstiklal
Mahkemeleri = İktidar aracı |
Bu tablo,
“Kurt Kanunu”nun neden uzun yıllar tartışmalı ve rahatsız edici
bulunduğunu açıklar.
5. Tarihsel Karşılaştırma:
Gerçekler ve Kurgu
Roman,
1926 İzmir Suikastı'nı merkeze alır. Bu olay, tarihsel olarak Terakkiperver
Cumhuriyet Fırkası'nın kapatılması ve muhalefetin tamamen susturulması için bir
manivela olarak kullanılmıştır.
|
Tarihsel
Gerçeklik |
Kurt
Kanunu'ndaki Yorum |
|
İzmir
Suikastı: Ziya Hurşit ve arkadaşları tarafından planlanan bir darbe girişimi. |
Suikast,
başarısızlığa mahkum, amatörce bir girişimdir ancak Ankara için "altın
bir fırsat"tır. |
|
İstiklal
Mahkemeleri: Suçluların ve şüphelilerin yargılandığı mahkemeler. |
Hukuki
değil, siyasi bir infaz mekanizması; İttihatçıların kökünü kazıma operasyonu. |
|
Kara
Kemal'in Ölümü: Bir tavuk kümesinde intihar (veya öldürülme). |
İktidarın
kuşattığı, kaçacak yeri kalmayan eski bir devin trajik ve "onur
kırıcı" sonu. |
6. RESMİ TARİHE KARŞI KEMAL
TAHİR’İN İDEOLOJİK KONUMU
Kemal
Tahir’in Kurt Kanunu’ndaki asıl ideolojik müdahalesi, Cumhuriyet’i
“ilerici–gerici” ikiliği üzerinden okuyan resmi tarih şemasını reddetmesidir.
Resmi anlatı, Osmanlı’nın çöküşünü geri kalmışlıkla, Cumhuriyet’i ise
kaçınılmaz bir ilerleme çizgisiyle açıklar. Tahir ise bu çizgiselliği bozar;
tarihsel kopuşların her zaman zor, şiddet ve tasfiye ürettiğini vurgular. Bu
noktada Kemal Tahir, Atatürk’ü tarih dışı bir “deha” figürü olarak değil, modernleşmeci
devlet aklının merkezî taşıyıcısı olarak konumlandırır.
Bu bakış,
Atatürk’e muhalif olmanın ahlaki değil, yapısal bir konum olduğunu ima eder.
Romanın dünyasında sorun, “Paşa’nın niyetleri” değil; onun temsil ettiği devlet
merkezli modernleşme projesinin, toplumsal çoğulluğa alan tanımamasıdır.
Muhalefet, yanlış olduğu için değil; tehlikeli olma ihtimali taşıdığı için
bastırılır. Bu, Cumhuriyet’in erken döneminde siyasetin askıya alınmasının
temel gerekçesidir.
Kemal
Tahir burada, Türkiye’de “devrim” kavramının sınıfsal bir dönüşümden ziyade
kadro değişimi anlamına geldiğini ima eder. İttihatçıların tasfiyesi, yeni bir
sınıfın iktidara gelişi değil; aynı elit yapının farklı bir ideolojik çerçevede
yeniden örgütlenmesidir. Bu nedenle Kurt Kanunu, devrimi kutsayan
anlatılara karşı, devrimin devamlı bir olağanüstü hâl rejimi yarattığını ileri
sürer.
7. Akademik Analiz: Tahir’in
Tarih Metodu
Kemal
Tahir, "Batılılaşma" kavramını bir "yabancılaşma" olarak
görür. Ona göre 1926 tasfiyesi, Türkiye’nin kendi yerli dinamiklerinden kopup,
Batılı tarzda bir bürokratik diktatörlüğe evrildiği kırılma noktasıdır.
- Mekan Kullanımı:
İstanbul’un dar sokakları, köhne pansiyonlar ve kaçış güzergahları;
kaybedenlerin klostrofobik dünyasını simgeler. Ankara ise uzak, soğuk ve
"infaz emri veren" merkezdir.
- Dil: Tahir,
kahramanlarını konuştururken dönemin argosunu ve siyasi jargonunu
kullanarak, resmi tarihin "steril" dilini bozar. "Paşaların
kavgası"nı sokaktaki adamın ve kaçakların gözünden anlatarak,
kutsallığı yıkar
Kemal
Tahir, Kurt Kanunu ile bize şunu söyler: Türkiye’de demokrasi bir
"tercih" değil, iktidar kavgasında kullanılan bir
"araçtır." Kurtlar sofrasında zayıfa yer yoktur ve kazanan, tarihi
kendi istediği gibi yazar. Atatürk ve çevresindeki kadro, bu sofrada hayatta
kalarak "kurucu" olmuşlardır; ancak Tahir, bu başarının arkasındaki
insani ve hukuki maliyeti (muhalif bir yerden) tüm çıplaklığıyla önümüze koyar.
8. Karakterlerin Tarihsel
Karşılıkları: Maske ve Yüz
Kemal
Tahir, romanında isimleri bazen değiştirmiş, bazen de doğrudan kullanmıştır.
Muhalif perspektiften bakıldığında, bu karakterlerin tasfiyesi bir
"adalet" arayışı değil, bir "siyasi temizlik" olarak
sunulur.
- Kara Kemal (İaşe
Nazırı): İttihatçıların "ekonomi dehası" ve teşkilatçı beynidir.
Romanda ve tarihte, Ankara’nın en çok çekindiği isimdir; çünkü halkı ve
esnafı örgütleme gücü vardır. Tahir, onun kümeslerde saklanarak ölmesini,
bir dönemin koca çınarının (İttihatçılığın) aşağılanarak yok edilmesi
olarak betimler.
- Sarı Efe Edip: Milli
Mücadele’de yararlılık göstermiş bir figürdür ancak suikast planını ihbar
eden kişidir. Romanda "ihanetin ve fırsatçılığın" temsilcisi
olarak yansıtılır. Muhalif pencerede, yeni rejimin bu tarz
"itirafçıları" kullanarak eski kahramanları lekelediği
vurgulanır.
- Laz İsmail ve Ziya
Hurşit: Suikastın tetikçi kadrosu. Tahir bu karakterleri, ne yaptıklarını
tam olarak idrak edemeyen, birer piyon olarak resmeder. Bu, suikast
teşebbüsünün aslında ne kadar cılız olduğunu, ancak buna rağmen devasa bir
tasfiyeye mazeret teşkil ettiğini göstermek için kullanılan bir kurgu
aracıdır.
9. İstiklal Mahkemeleri:
Hukuk mu, İnfaz mı?
Kitaptaki
yargılama sahneleri, gerçek 1926 İzmir Suikastı Davası tutanaklarıyla paralel
gider ancak Tahir, satır aralarında mahkemenin önceden verilmiş kararları
uyguladığını hissettirir.
- Delil Yetersizliği:
Gerçek tarihte de Kazım Karabekir gibi isimlerin suikastla doğrudan bağı
kanıtlanamamış olmasına rağmen gözaltına alınmaları, muhalif bakış açısına
göre "korku imparatorluğu" kurma çabasıdır.
- Savunma Hakkının
Kısıtlanması: Romanda, sanıkların kendilerini savunmalarına izin
verilmediği, Kel Ali (Ali Çetinkaya) gibi hakimlerin sanıklara birer
"vatan haini" gibi davrandığı sahneler, yargının bir sopa olarak
kullanıldığını simgeler.
- Tutanaklar ve Kurgu:
Tahir, mahkeme tutanaklarını romanın içine birer kolaj gibi yerleştirerek,
okuyucuya şu mesajı verir: “Bakın, bu insanlar suikasttan değil,
geçmişteki İttihatçı
- kimliklerinden ve
bugünkü muhalif duruşlarından dolayı asılıyorlar.”
10. Muhalif Perspektiften
"Gazi" ve "İktidarın Kanunu"
Tarihsel
belgelerle karşılaştırıldığında, 1926 tasfiyesi bir "devlet içi
darbe" niteliği taşır. Atatürk’ün bu süreçteki tutumu, muhalif analizde şu
şekilde yorumlanır:
Rakip
Tanımama: Milli Mücadele’nin diğer "Beş Paşası"ndan (Karabekir,
Orbay, Cebesoy, Bele, Erdun) dördünün bu süreçte bir şekilde tasfiye edilmesi
veya pasifize edilmesi, zaferin tek bir kişiye mal edilmesi stratejisidir.
Siyasi
Fırsatçılık: Suikast girişimi gerçektir ancak kapsamı, rejimin tüm
muhaliflerini (sosyalistlerden İslamcılara, İttihatçılardan liberal
Cumhuriyetçilere kadar) içine alacak kadar genişletilmiştir. Tahir, bu
genişlemeyi "Kurt Kanunu"nun (güçlünün zayıfı yemesi) kaçınılmaz bir
sonucu olarak görür.
Özetle: Kurt
Kanunu, 1926 olaylarını bir adalet arayışı değil, devrimin kendi içinde
gerçekleştirdiği bir "iktidar konsolidasyonu" (güç birleştirme)
operasyonu olarak okur. Kemal Tahir’e göre asılanlar sadece insanlar değil,
Türkiye’nin çok sesli siyaset ihtimalidir.
Sonuç
Kurt
Kanunu, edebî olarak kusursuz bir roman
olmaktan ziyade, bilinçli olarak sert, köşeli ve rahatsız edici bir metindir.
Kemal Tahir’in amacı estetik hazdan çok, tarihsel uyanıklık yaratmaktır.
Atatürk’ü kutsallaştıran resmi anlatıya karşı, devrimin karanlık yüzünü,
iktidarın acımasız sürekliliğini ve muhalefetin nasıl susturulduğunu gösterir.
Bu yönüyle roman, Atatürk’e doğrudan hakaret eden ya da onu kişisel olarak hedef alan bir metin değildir; aksine, Atatürk’ün etrafında kurulan dokunulmazlık rejimini sorgulayan, Türkiye’de tarih yazımının ideolojik doğasını ifşa eden bir yapıttır. Kemal Tahir’in asıl sorusu şudur: Bir devrim, kendisini eleştirenleri yok ederek mi ayakta kalır; yoksa eleştiriye tahammül ederek mi tarih olur? Bu soru, Kurt Kanununu yalnızca geçmişin değil, bugünün de romanı hâline getirir.
Kurt Kanunu, yalnızca geçmişe dair bir hesaplaşma değildir; Türkiye’de devletin eleştiriye verdiği refleksin edebî bir kaydıdır. Atatürk’ü seven ya da sevmeyen herkes için rahatsız edicidir; çünkü roman, liderden çok liderlik rejimini sorgular. Bu yönüyle Kemal Tahir, Atatürk karşıtlığından ziyade Atatürkçülüğün donmuş ideoloji hâline gelmesine karşıdır. Romanın asıl tehlikesi şuradadır: Eğer devrim, kendini sürekli savunmak zorundaysa, belki de hâlâ tamamlanmamıştır. Bu nedenle Kurt Kanunu, kapatılmış bir tarih defteri değil; her yeniden okunduğunda bugünü de suçlayan canlı bir metindir. Kurt Kanunu, Cumhuriyet tarihini kazananların değil, kaybedenlerin (ve hatta kaybetmeye mahkum edilenlerin) gözünden okuma girişimidir. Kemal Tahir’e göre 1926, sadece bir suikast girişimi değil, yeni rejimin kendi muhalefetini tamamen yok ederek "tek parti" hegemonyasını perçinlediği sembolik bir tarihtir. Atatürk, bu süreçte düzeni sağlayan dahi bir stratejist olmanın ötesinde, muhalif perspektifte; iktidarı paylaşmayı reddeden ve eski düzenin tüm kalıntılarını (haklı-haksız ayırmadan) tasfiye eden sert bir figür olarak konumlandırılır.



