AŞKIN MANİSİ, ÇÖKÜŞÜN DEPRESYONU: Delibal’da Bipolar Bozukluk
İyi geceler gün,
günaydın gece
Delibal, yüzeyde romantik dram türünün en sarsıcı örneklerinden biri
olarak kabul edilse de derin yapısı aşkın patolojikleştirilmesi, yaratıcı
delilik miti ve bipolar bozukluğun romantize edilen trajedisi üzerine
kuruludur. Bu film, sadece imkansız bir aşk hikayesi değil; ruhsal bir
hastalığın pençesinde kıvranan bir dehanın, aşkı ve ölümü aynı kaseden içişinin
hikayesidir. Film, izleyiciyi önce manik bir coşkuya davet eder, ardından yavaş
yavaş bu coşkunun ardındaki klinik ve varoluşsal yıkımı açığa çıkarır. Barış’ın
hikâyesi, sadece bir aşk hikâyesi değil; tanı konmamış (ya da bastırılmış)
bir bipolar bozukluğun, birey ve çevresi üzerindeki yıkıcı etkisinin
anlatısıdır.
Sinematik Bakış: Görsellik ve Sembolizm
Filmin
ismi olan "Delibal", aslında tüm hikayenin metaforik bir özetidir.
Karadeniz ormanlarında yetişen ve az miktarda şifa, fazlası zehir olan bu
bal; Barış Ayaz’ın karakterini simgeler. Barış, hayatın içinde çok tatlı,
tutkulu ve büyüleyici bir figürdür ancak bu yoğunluk, hem kendisi hem de
çevresi için ölümcül bir potansiyel taşır.
Müzik: Barış’ın bir baterist olması, onun iç
dünyasındaki ritim bozukluğunu harika bir şekilde dışa vurur. Davul çalarken
girdiği trans hali, aslında zihnindeki sesleri susturma çabasıdır.
Baş Karakter Barış Kimdir?
Barış, mimarlık öğrencisi, müzisyen ve iflah olmaz bir romantiktir. Ancak
psikolojik açıdan baktığımızda, karşımızda Bipolar Bozukluk (İki Uçlu Duygu
Durum Bozukluğu) tanısı almış bir birey vardır. Bir insan düşünün; çok
mutlu, enerjik, eğlenceli, üniversitede iyi bir bölümde okuyor, müzikle
ilgileniyor ve birisine de, ona şarkılar yazdıracak kadar deliler gibi aşık...
Bazen ani öfkelenmeler yaşasa da özünde çok yardımsever, neşeli ve cesaretli
biri. Etrafındaki insanların zor gününe yetişecek kadar yardımsever ve
motosikletle hızlanarak müthiş bir aksiyon yaşayacak kadar da cesaretli. Bu
kişi kulağa harika biri gibi geliyor. Ancak bu durum, aslında bipolar
bozukluğa sahip olmasından kaynaklanıyor. Bu yazıda Delibal filmindeki Barış
karakteri üzerinden bipolar bozukluğu inceleyeceğiz. Bunu en iyi
anlatabileceğimiz karakter olan Barış ile yapacağız. Onun nasıl bu kadar
enerjik olabildiğinden, aşkının yoğunluğunun temelde neyden kaynaklandığından
ve az önce cesaret dediğim şeyin aslında ne olduğundan bahsedeceğim.
Barış’ın karakterinde
gördüğümüz temel özellikler:
Yaratıcılık ve
Hiperaktivite: Manik dönemlerinde
uyumaz, durmadan çizer, çalar ve sever. Bu dönemde kendisini
"tanrısal" bir güçte hisseder.
Aşırı Duyarlılık: Dünyayı diğer insanlardan daha "yüksek
sesle" deneyimler. Renkler daha parlak, acılar daha derindir.
İmpulsivite
(Dürtüsellik): Füsun’a olan
aşkını ilan edişinden, evlenme kararına kadar her şey ani ve durdurulamaz bir
enerjiyle gerçekleşir.
Ana karakterimiz Barış, bir gün kafede Füsun'u görür ve ona görür görmez
aşık olur. Uzun uğraş sonrası onu sevgiliye ikna eder. Birlikte çok güzel
günler geçirip dolu dizgin bir aşk yaşarlar. Araya bazen kırgınlıklar ve
küslükler girse de en sonunda evlenirler. Barış artık canından çok sevdiği
Füsun'un tamamen kavuşmuştur. Barış bazen aşırı eğlenceli olur, bazen de aşırı
bitkin. Füsun ve çevresindekiler bunu Barış'ın bir kişilik özelliği
zannederler. Oysa hepsi yaşadığı bipolar bozukluğun bir yansımasıdır.
Tıbbi Boyut: Bipolar Bozukluk Nedir?
Filmi derinlemesine
anlamak için, Barış’ın savaştığı hastalığı tanımak gerekir. Bipolar bozukluk,
beyin kimyasallarındaki iletim bozukluğundan kaynaklanan, biyolojik kökenli,
kronik ve psikiyatrik bir hastalıktır. Ruh sağlığı bozukluğu sebebiyle
gerçekleşen ataklar ömür boyunca seyreder. Bu ataklar, duygu durumda ciddi
dalgalanmalara neden olur. Kişi zaman zaman mani ya da hipomani ve zaman
zaman depresyon dönemleri yaşar. Bipoların bir diğer ismi, iki uçlu duygu durum
bozukluğudur. Bir uçta taşkınlık diğer uçta çökkünlük vardır. Yani kabaca, bipolar
bozukluk, kişinin duygu durumunun, enerjisinin ve fonksiyonelliğinin uç
noktalar arasında gidip gelmesidir. Bipolar bozukluk; tip 1, tip 2 ve tip 3
(siklotimik bozukluk) olarak 3'e ayrılsa da her hastanın kendine özgü durumları
olabilir. Barış'ın durumu tam bir bipolar tip 1 örneğidir.
Mani Dönemi: Duygu durumun anormal ve işlevselliği bozacak
derecede yükseldiği, kişinin enerjisinin ve davranışlarının kontrolsüz hale
geldiği son derece ciddi ve yatış gerektiren bir epizottur. Bu dönemde aşırı
mutluluk, neşe, öfke, saldırganlık, dikkat dağınıklığı, uyku ihtiyacında
azalma, riskli davranışlar (hızlı araç kullanımı, aşırı para harcama, cinsel
ilişkiler) ve bazen de gerçeklikten kopma (halüsinasyonlar), sanrı gibi bazı
psikotik özellikler görülebilir.
Hipomani: Maninin daha hafif formudur. İşlevselliği bozmaz
ve gerçeklikten kopma yoktur. Sanatçılar için yaratıcılığın arttığı verimli bir
dönem olabilir.
Önemli Not: Bipolar bozukluk, biyolojik temelli bir
hastalıktır. Beyindeki nörotransmitter dengesizliğinden kaynaklanır ve sadece
"sevgiyle" ya da "moral vererek" iyileşmez; profesyonel
tedavi ve ilaç kullanımı şarttır.
DSM-5 Ölçütleriyle Barış
Barış karakteri, DSM-5’e göre Bipolar I Bozukluk tanısı açısından değerlendirildiğinde, özellikle film boyunca sergilenen davranış örüntüleri manik epizod ölçütlerini büyük ölçüde karşılamaktadır. DSM-5, manik epizodu “en az bir hafta süren, belirgin biçimde yükselmiş, taşkın ya da irritabl duygudurum ve artmış enerji ya da etkinlik” olarak tanımlar. Barış’ın filmdeki başlangıç sunumu; olağan dışı neşe, coşku ve sınırsızlık hissiyle karakterizedir. Kendine yönelik algısı gerçekçi sınırların dışındadır; müziğe ve sanatsal üretime yüklediği anlam, kişisel yetkinliğini aşan bir “seçilmişlik” anlatısına dönüşür. Grandiyözite, DSM-5’in temel belirtilerinden biri olarak Barış’ta açıkça gözlemlenir. Buna ek olarak, Barış’ın uyku ihtiyacında belirgin azalma, hızlandırılmış konuşma, düşünce uçuşmaları ve dürtüsel davranışları (ani evlilik kararı, plansız yaşam tercihleri, geleceğe dair gerçekçi olmayan beklentiler) manik epizodun diğer ölçütlerini karşılar. Özellikle Füsun’la kurduğu ilişki, duygusal bir bağdan ziyade manik dönemin tipik özelliği olan hiperbağlanma ve idealleştirme üzerinden ilerler. İlişkinin hızı ve yoğunluğu, sağlıklı bir yakınlaşmadan çok patolojik bir ivme taşır. Film ilerledikçe Barış’ın bu yükselmiş hâlinin sürdürülemezliği ortaya çıkar; enerji düşer, üretkenlik kesilir ve majör depresif epizoda özgü belirtiler belirginleşir: değersizlik duyguları, anhedoni, içe çekilme ve nihayetinde intihar düşüncesi ve davranışı. Bu geçiş, DSM-5’te tanımlanan bipolar bozukluğun döngüsel doğasına oldukça uygundur. Barış’ın klinik tablosu, tedavi edilmemiş Bipolar I Bozukluğun klasik ama trajik bir örneği olarak okunabilir.
Maninin Karizmatik Yüzü: Retrospektif Psikiyatrik
Okuma
Filmde, mani dönemi oldukça iyi yansıtılmıştır. Barış'ın aşırı neşeli
hallerini, öfke patlamalarını ve özgüvenini gayet iyi izleyebiliyoruz. Örneğin
Barış, daha Füsun'u hiç tanımadan, Füsun'un hayatında birisinin olup
olmamasını, Füsun'un kendisini beğenmeyeceği ve sevmeyeceğinin ihtimalini
düşünmeden ve umursamadan Füsun ile sevgili olacağına kesin bir şekilde ihtimal
verip inanıyor. Dolayısıyla Barış'ta aşırı özgüven ve kendisini aşırı güçlü
hissetme durumu görülüyor. Barış'ın Füsun'u ilk gördüğü andaki o durdurulamaz
enerjisi tam bir manik atak örneğidir. Barış’ın Füsun’a olan aşkı, bir
ilişkiden çok manik bir hiperinvestman (libidinal aşırı yatırım)
gibidir. Füsun bir “kişi” değil, Barış’ın zihninde mutlak anlamın nesnesi
hâline gelir. Manide aşk, karşılıklı bir bağ değil; bir kozmik görev,
bir kurtuluş projesi olarak yaşanır. Film, özellikle müzik sahneleri,
hızlı kurgu ve parlak renklerle maninin cazibesini bilinçli olarak estetize
eder. Aynı zamanda okuldan mezun olması için yapması gereken maketi yapmadan
hocanın karşısına çıkması da onun aşırı özgüveniyle ilgili. Burada bir de
ayrıca Barış'ın risk alma davranışı var. Çünkü mimarlıktan mezun olmak için
yapması gereken bir maket varken, o Füsun'un ödevine yardım etmeyi seçmiş ve
kendi maketini yapmaya vakit bulamamıştı. Hocası istemese onu mezun
etmeyebilirdi ve böylece bir sene daha okulu uzayacaktı. Füsun'un ödevine
birkaç saat yardım etmeyip kendi maketini hazırlayabilirdi. Burada bir senesine
mal olacak bir risk kalmış oldu. Ancak yine de şansı yaver gitti ve mezun
olabildi. Yine başka bir örnek. Bir sahnede arkadaşlarıyla bir konu üzerine
konuşurken birden Füslun'un gözlerinin renginden bahsetmeye başlıyor.
Dikkatin kolayca dağılmasının ve konudan konuya sıçrayan düşünce akışının bir
örneğidir bu. Bunun yanında filmde, Barış'ın sık sık ne kadar az uyuduğunu
görüyoruz ve duyuyoruz. Gece boyunca ya müzik yapmakla ya da mimarlık için
büyük projelerle uğraşıyor. Ayrıca, sabahları da erken kalkıyor. Burada bir
mani özelliği olarak uyku ihtiyacındaki azalmayı görüyoruz. Bir diğer
mani örneği ise öfke patlaması yaşaması. Barış, iş toplantısında aniden
çıkışıyor ve öfkeleniyor. Bunların hepsi manik dönemin enstanteleridir.
Barış'ta maninin hafif formu olan hipomaninin de özelliklerini görüyoruz.
Barış ve Füsun'un adaya gittiği sahnede Barış muhtemelen hipomani dönemindedir.
Enerjiktir ancak riskli düzeyde değildir; bu dönemde Füsun için şarkı sözleri
yazmaya başlar, yani hipomani dönemi onu yaratıcılık bakımından besliyor.
Depresyonun Karanlık Yüzü
Bir de bipoların diğer ucu olan depresyon dönemine bakalım. Bu dönemde
Barış, içine kapanıyor, sessizleşiyor. Yoğun şekilde kendini suçlama eğilimi
gösteriyor ve kendini değersiz hissediyor. Örneğin bir gün Barış evdeki kuşu
terasta unutuyor ve kuş sıcaktan ve güneşten dolayı ölüyor. Barış kuşun
öldüğünü görür görmez yoğun bir öfke ve ağlama krizi geçiriyor. Bundan dolayı
kendini suçluyor. Bu, depresyon evresindeki değersizlik hissinin bir sonucudur.
Depresyon ucunda bireyler gerçeklikten kopmuşçasına kendilerini değersiz ve
tehlikeli olarak algılayabilir. Zaten Barış da birçok şeyin kendisi yüzünden
olduğunu ve olacağını düşünüyor. Ara ara ani öfkeler ve ani saldırganlıklar
gösteriyor. Bir gün normal bir anda arkadaşı Haydar'la konuşurken konuşulanlara
birden bozuluyor ve çocuğa vurmaya başlıyor. Hemen ardından ne yaptığını
görüyor, anlıyor ve Haydar'dan defalarca özür diliyor. Mani sonrası yani
manideki aşırılık sonrası gelen depresif farkındalıktır. Barış, "Bazen
kendimi kaybediyorum, bazen yataktan çıkasım gelmiyor," diyerek durumunu
özetliyor. Bundan sonra Haydar'la beraber psikiyatri kliniğine gidip ilaç
tedavisine başlıyor.
Bipolar bozuklukta ilaç tedavisi kesinlikle şarttır ve psikoterapiyile
desteklenmesi gereklidir. Hastanın bu hastalığı ve kendisini tanıması adına.
Barış da buradan sonra ilaç kullanmaya başlıyor ve onun o aşırı yüksekte
yaşayan yapısı bu şekilde biraz sönüyor. Bu dönemde uyuşma ve enerjisizlik
hissediyor. Çünkü ilaçlar duygu durumunu düzenlemek için bir işlev sağlamaya
çalışıyor. Ancak Barış ilacı kullanmayı birden bırakıyor. Peki ilacı bırakmak
nasıl bir etki oluşturur? Bazı hastalar ilacı bırakınca özüne döndüğünü
zannedebilir. Manik atak tekrar edebilir. Depresyon şiddetlenebilir ve intihar
riski artabilir. Barışta bunların hepsi sırayla oldu. Öncelikle kendine
döndüğünü ve eski günlerdeki gibi iyi olduğunu söylüyor. Daha sonra
depresif dönemde Füsun'u çok ihmal ettiğini düşünerek onu motorla gezdirmeye
götürüyor. Ancak motorla birden hızlanmaya başlıyor. Füsun "Dur!"
demesine rağmen hızını hiç azaltmıyor. Tam burası manik atak kısmı. Yani dürtük
kontrolünde bozulma, kendini aşırı güçlü hissetme durumu. En sonunda duruyor ve
aşırı mutlu bir şekilde motordan iniyor. Ancak Füsun çok korkmuş durumda
kendini yere atıyor. Barış Füsun'u görür görmez gözünün önünde dövdüğü Haydar
beliriyor. Burası da Mani dönemde ve Bipolar 1'de görülen psikotik belirtiler
kısmı. Füsun'a da tıpkı Haydar'a yaptığı gibi zarar verdiğini düşünüyor ve o
aşırı mutlu halden birden feryat eden, ağlayan bir hale geliyor. Bu şekilde
çırpınarak ağlaması derin bir kendilik değersizliği ve kontrolsüzlük korkusu
içeriyor. Ertesi gün de tüm bunlara son vermek için intihar ediyor. Onun bu
intiharı bipoların depresyon ucuyla ve hissettiği kontrolsüzlük içinde Füsun'a
zarar verme korkusuyla gerçekleşiyor. Aslında intihar burada kendilik algısının
çöküşünün bir sonucudur. Barış’ın finaldeki kararı, izleyiciyi ikiye böler.
Kimine göre bu, sevdiği kadını korumak için yapılmış yüce bir fedakarlıktır;
kimine göre ise hastalığın getirdiği o derin depresif hezeyanın bir sonucudur.
Psikolojik perspektiften bakarsak; Barış, kontrolü kaybettiğini ve
"zehirli bir bal" haline geldiğini gördüğünde, sevdiği kadını
kendinden kurtarmak istemiştir. Barış’ın intiharı, ani bir karar değil; uzun
süredir biriken bir depresif çaresizlik ve tedavisizliğin
sonucudur.
Sonuç olarak baktığımızda barış için aşık olmak yalnızca bir bağ kurmak
değil aynı zamanda duygusal taşkınlığının hedefini bulmasıdır. Onun yerli
yersiz gülmeleri yalnızca çok neşeli olmasıyla değil aynı zamanda duygu
kontrolünü yapamamasıyla ilgilidir. Motoruyla aşırı hız yapması yalnızca bir
cesaret göstergesi değil aynı zamanda mani dönemindeki aşırı risk alma
davranışının göstergesidir.
Füsun: Normalliğin Temsili ve Taşıyıcı Nesne
Füsun karakteri, psikodinamik açıdan “istikrar nesnesi” işlevi
görür. Barış’ın dağınık iç dünyası için bir tutunma noktası, bir
“zemin”dir. Ancak burada önemli bir kırılma vardır: Füsun Barış’ı “iyileştirme”
misyonunu üstlenir. Sevgi, tedaviyle karıştırılır. İlişki eşit değil, asimetriktir
Bu durum, psikiyatride sık görülen bir tuzağı gösterir: Aşk, hastalığın
yerine konamaz. Füsun’un Barış’ı “olduğu gibi sevmesi”, hastalığın
sınırlarını görünmez kılar. Bu da krizin ertelenmesine ama derinleşmesine yol
açar. Füsun'un Rolü: Füsun, Barış için bir "çapa"
görevindedir. Ancak bipolar bir bireyle yaşamak, sürekli bir fırtınanın
ortasında kalmak gibidir. Barış, hastalığının Füsun’un hayatını karartacağını
fark ettiği an, kendi içindeki en büyük çatışmayı yaşar.
Aşkın Patolojikleştirilmesi
Delibal, bilinçli ya da
bilinçsiz biçimde şu miti yeniden üretir: “Gerçek aşk biraz deliliktir.” Bu
söylem, özellikle genç izleyiciler için tehlikelidir. Çünkü hastalık
belirtileri romantize edilir. Yardım aramak zayıflık gibi gösterilir. Yıkım,
tutkunun bedeli sayılır. Oysa filmde gördüğümüz şey tutku değil; tedavi
edilmemiş bir duygudurum bozukluğudur.
Delibal ve “Yaratıcı Delilik” Miti: Nilgün
Marmara, Sylvia Plath ve Van Gogh ile Karşılaştırmalı Okuma
Delibal, Barış karakteri
üzerinden modern kültürde köklü bir yere sahip olan “yaratıcı delilik”
mitini yeniden üretir. Bu mit, tarih boyunca sanatçıların psikiyatrik
kırılganlıklarını romantize ederek, üretkenlik ile patolojiyi neredeyse
ayrılmaz kılmıştır. Nilgün Marmara, Sylvia Plath ve Vincent van Gogh, bu
anlatının en sık başvurulan figürleridir. Üçü de yoğun duygudurum
dalgalanmaları, depresif çökkünlükler ve intiharla sonlanan yaşamlarıyla,
sanat–acı ilişkisinin sembolleri hâline getirilmiştir. Ancak bu figürlerin
biyografileri, romantik anlatının aksine, uzun süreli ruhsal ıstırap, yalnızlık
ve çoğu zaman yetersiz ya da geç kalmış tedavi öyküleriyle doludur.
Barış’ın hikâyesi, özellikle Nilgün Marmara ve Sylvia Plath çizgisinde
ilerler. Her iki şairde de görülen yoğun içsel fırtına, aşırı duyarlılık ve
anlam arayışı, Barış’ın müzikle kurduğu ilişkide yankılanır. Ancak tıpkı
Marmara ve Plath’ta olduğu gibi, bu duyarlılık zamanla bir avantaja değil, ağır
bir yüke dönüşür. Van Gogh örneğinde ise üretkenliğin manik dönemlerle
ilişkilendirilmesi sıklıkla yanlış bir şekilde yüceltilir; oysa Van Gogh’un
yaşamı, psikotik epizodlar, ağır depresyon ve toplumsal dışlanma ile örülüdür. Delibal,
bu üç figürün ortak kaderini Barış’ta yeniden sahneler: Sanat, hastalığın
nedeni değil ama onunla birlikte taşınan bir yük hâline gelir. Film, bilinçli
ya da bilinçsiz biçimde, “Eğer bu acı olmasaydı bu sanat da olmazdı”
düşüncesini besler. Oysa bu karşılaştırma, bize asıl olarak şunu gösterir: Bu
insanların hiçbiri acıları sayesinde değil, acılarına rağmen üretmiştir.
Tehlikeli Bir Romantizasyon Olarak Delibal:
Eleştirel Bir Değerlendirme
Delibal’in en problemli yönü,
bipolar bozukluğu ve ağır ruhsal belirtileri estetik bir kader olarak
sunmasıdır. Film, Barış’ın manik dönemlerini enerjik, çekici ve hatta hayranlık
uyandırıcı bir biçimde resmederken; bu hâlin ardındaki klinik riski yeterince
görünür kılmaz. Böylece izleyici, özellikle genç ve kırılgan bir izleyici
kitlesi, maniyi “özgünlük”, “tutku” ve “derinlik” ile özdeşleştirmeye davet
edilir. Bu romantizasyon, ruhsal hastalıkların zaten yoğun olan toplumsal
damgalanmasını farklı bir biçimde yeniden üretir: Hastalık bu kez korkulacak
değil, arzu edilecek bir “farklılık” olarak sunulur. Daha da tehlikelisi,
filmde tedavinin neredeyse tamamen yok sayılmasıdır. Psikiyatrik yardım,
ilaç kullanımı ya da uzun vadeli destek mekanizmaları anlatının dışında
bırakılır. Aşk, anlayış ve fedakârlık, tedavinin yerine ikame edilir. Bu
yaklaşım, gerçekte son derece yıkıcı bir mesaj taşır: Seviliyorsan iyileşirsin.
Oysa bipolar bozuklukta sevgi, destekleyici bir unsur olabilir; fakat tedavinin
yerini tutmaz. Barış’ın ölümü, bu romantik anlatı içinde “kaçınılmaz bir son”
gibi sunulur ve böylece intihar, trajik ama neredeyse estetik bir kapanışa
dönüştürülür. Bu noktada Delibal, yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmaz;
aynı zamanda toplumun ruhsal hastalıklara bakışındaki kör noktaları da yeniden
üretir. Film, izleyiciye şu soruyu sordurmak yerine onu pasif bir kabullenişe
sürükler: “Bu yıkım neden önlenemedi?” Oysa eleştirel bir okuma bize şunu
söyler: Bu yıkım kader değildi; tanı, tedavi ve damgalamadan arınmış bir
anlayışla büyük ölçüde önlenebilirdi. Delibal’i tehlikeli kılan da tam
olarak budur: Aşkı yüceltirken, hastalığı görünmez kılar; acıyı estetize
ederken, çözümü susturur.
Delibal, yüzeyde bir aşk
hikâyesi anlatır; ama derininde, tanı konmamış bir ruhsal hastalığın sessizce
büyüyen trajedisini taşır. Barış’ın hikâyesi, romantik bir deliliğin değil,
anlaşılmamış bir bipolar bozukluğun öyküsüdür. Film boyunca izlediğimiz coşku,
yaratıcılık ve tutku anları; aslında yaklaşmakta olan bir çöküşün habercisidir.
Maninin parlak ışığı, geçicidir; ardında kaçınılmaz bir karanlık bırakır. Ve bu
karanlık, aşkın sıcaklığıyla aydınlatılamaz.
Barış’ın ölümü, ne büyük bir aşkın bedelidir ne de sanatçı ruhunun
kaçınılmaz yazgısı. Bu ölüm, daha çok, toplumun “deli” ile “hasta” arasındaki
farkı görmeyi reddedişinin sonucudur. Nilgün Marmara, Sylvia Plath ve Van
Gogh’un ardından yazılan romantik ağıtlar gibi, Barış’ın hikâyesi de acının
estetik bir nesneye dönüştürülmesiyle son bulur. Oysa bu isimlerin hiçbirinde
trajedi, yaratımın doğal uzantısı değildir; tersine, yaratım, çoğu zaman bu
trajediye karşı verilen son direniştir. Delilik burada bir ilham kaynağı değil,
susturulmamış bir çığlıktır.
Delibal’in en acı gerçeği,
izleyiciye fark ettirmeden normalleştirdiği şeydir: Sevginin iyileştirici
olduğu, aşkın tedavinin yerini tutabileceği yanılsaması. Film, bizi Barış’a
hayran bırakırken, onun yardım alamayışını görünmez kılar. Böylece intihar,
önlenebilir bir son olmaktan çıkar, neredeyse şiirsel bir kapanışa dönüşür. Bu,
yalnızca sinemasal bir tercih değil; ruhsal hastalıklarla yaşayan binlerce
insan için tehlikeli bir kültürel anlatıdır.
Belki de Delibal’den geriye kalan en önemli soru şudur: Barış
gerçekten ölmek mi istedi, yoksa yaşamak için gerekli olan dili, adı ve desteği
mi hiç bulamadı? Aşk, bir insanı bir süre ayakta tutabilir; ama onu
hastalığından kurtaramaz. İyileşme, romantik fedakârlıklarla değil; tanımakla,
kabul etmekle ve yardım etmeyi öğrenmekle başlar. Delibal, bu gerçeği
söylemez; ama dikkatle bakıldığında, sessizce haykırır.
Sonuç: Aşk Kurtarmaz, Anlamak Kurtarır
Delibal, romantik bir film
gibi pazarlansa da, özünde bir psikiyatrik trajedidir. Barış’ın ölümü,
aşkın yetersizliğini değil; toplumsal inkârın ve tedavisizliğin bedelini
gösterir.
Bu filmden çıkarılabilecek en önemli ders şudur: Aşk bir destek olabilir
ama tedavinin yerini tutamaz. Aşk her şeyi iyileştirmez ama her şeye katlanma
güçü verir. Ve belki de en acısı: Barış ölmezdi; eğer “deli” değil, hasta
olarak görülseydi. Ancak ruhsal hastalıklar söz konusu olduğunda, aşkın yanına
bilimi, tıbbı ve sabrı da eklemek gerekir. Barış Ayaz’ın hikayesi, bize
zihnimizin bazen en büyük hapishanemiz olabileceğini gösteriyor. Film
bittiğinde boğazımızda düğümlenen o tat, tam olarak "Delibal"ın
tadıdır: Hem büyüleyici hem de can yakıcı.




