IRMAK
Yazının adı: Irmak.
Bu, bu sayfalara düştüğüm ilk kayıt.Aslında bu bir yazı değil; çok uzaklarda olan, mesafelerin ötesinde, bu satırları asla okuyamayacak olan bir dosta gönderilmiş, adresi olmayan bir mektup. Bir başlangıç gibi duruyor ama aslında bir sonun içinden konuşuyorum. Çok uzaklarda olan, bu satırlara hiçbir zaman denk gelmeyecek bir arkadaşıma yazıyorum. Belki de yazmak, ulaşamayacağımı bile bile seslenmenin en saf hâlidir. Bir tür geç kalmışlık, bir tür borç. Sancı dolu manzaraların arasında hayatını yaşamak zorunda kalmak… Sanki dünya sana hep en sert yüzünü döndü. Çektiğin acılar tırnaklarını kanatırdı; her gün biraz daha derine battın, her gün biraz daha sessizleştin. Yaşadıkların birer anı değil, birer darağacı oldu sana. Kaçacak yer yoktu, soluklanacak bir gölge de.
Bir an geldi, tetiği çekersen ipten kurtulacağını sandın. Acının içinden çıkmanın tek yolu buymuş gibi göründü gözüne. Damarlarını serbest bırakmayı denedin; çünkü bazı insanlar için hayatta kalmak değil, durmak zor gelir. El sıkışmadan, vedalaşmadan, sarılmadan, konuşmadan gitmek… Yaptığın buydu. Geriye sadece söylenememiş cümleler ve tutulamamış bakışlar kaldı.
Öyleyse hoşça kal. Bu bir isyan değil, bir yargı hiç değil. Sadece geç kalmış bir kabul. Yeni bir şey değil bu gezegenden ölüp gitmek. İnsanlık tarihi biraz da bunun hikâyesi zaten. Ama yaşamak da yeni değil kuşkusuz. Ve bazen en ağır olan, yaşamanın mümkün olduğunu bilip yine de tutunamamaktır.
